Merhabaaa kendim,
Uzuuuuuun zaman oldu yazmayalı.
Son zamanlarda garip şeyler yaşadım, en azından bana göre garip diyelim... Kafam karışık, dertler dağınık..
Önce olanları hatırlayalım, 17 Eylül Babam.... Ağustos'ta "tedavi devam etmesine karşın kanser ilerlemeye devam ediyor" sonucu ile tedavinin kesilmesi ve beklemeye başlamamız ile başlayan, aniden 2 haftada ağırlaşıp 17 Eylül'de tokat gibi vuran Babam'ın gidişi... Hala anlayabilmiş, algılayabilmiş değilim. Arayıp terslemelerini dinlemeyi bile özledim. Hislerim darmadağın... Gerçek değilmiş gibi geliyor olanlar, gördüklerim... Saçmasapan geliyor, "hayır" diyorum "babam evinde, akşama arayacak beni" ya da iş görüşmesinden çıktığımda "aa babamı bi arayayım" ve ardından gelen boğazımda beliren, nefes almamı engelleyen, tahammül edilemez yumruk ve karın ağrısı... Kendimi alıştırmaya çalıştığımı sanıyorum ama bunun alıştırması olmuyormuş. İnsanın dengesini kökünden sarsıp serseme çeviriyormuş; üstelik bir iki günlüğüne değil. 2,5 ay oldu ama hala .ok gibiyim... Özür dilerim bu kelime için ancak tarif etmem mümkün değil, bu bile yetmiyor zaten hissiyatımı açıklamaya...
Kızım 8 aylık oldu, 5 dişi çıktı ama babam göremiyor - ilk dişi çıktığında ilk babamı arayıp haber vermiş onunla paylaşmıştım. Büyüğünü gülücüklerini gördükçe babamın göremediği aklıma geliyor ve çok kötü asabım bozuluyor. Bu mudur yani hayat?! İşin garibi evet maalesef... Maalesef bu-imiş... Kendini hazırlamış bunu kabullenmişti, kabullenemeyen bir tek bizlermişiz...
Arından henüz 2 haftalıkken acım saçma aile içi anlayışsızlık ve naz ve trip durumları... Şükür çözüldü ama sütümün kesilmesine, psikolojimin çok kötü bozulmasına ve babam ile ilgili durumumu daha kötüye çevirmesi ve uzun süreli mutsuzluk huzursuzluk ve anksiyeteye sebep olması hala bazen aklıma geldikçe sinirlenmeme sebep oluyor. Yapacak birşey yok, öğreniyoruz... Hayatı öğrenciyken sanıyordum ki elbet herşey düzeliyor, herşey çok güzel oluyor, mükemmeli yaşıyorsun ve öyle gidiyor...
Geçen Cuma akşamı, içini gördüğüm karşı binadaki dairede evin abisinin kızkardeşini öldürmesi?! Kızın ayaklarını gece 4.30 da cesedini kaldırana kadar görebiliyordum oturma odasının canımdan. Kızın bulunduğu odanın camındaki kurşun izi, mutfağın girişinde yerdeki kan. Show Haberlerde gördüğüm şeyleri gözlerimle gördüm! Gerçeğini gördüm. Hayatımda hiç göreceğimi düşünmediğim şeyleri gördüm.
Ablam uzakta, Gaziantep'te, işleri bir türlü rayına girmedi doğumuna az kaldı ama herşey ters.
Bana iş imkanı çıktı, şartları güzel, gittim görüştüm; olmadı.
Kursa gidiyorum ama bunu kazanca çevirmeme zaman yok...
Hayatımdaki tek güzel ve anlamlı şey Biricik minnacık kızım.. Onun bir gülüşü, bana bir bakışı. Annem derdi inanmazdım, nasıl birşey olduğunu yaşamadan anlayamazmışım gerçekten de... Tüm bu olumsuzluklar, kötülükler, bir şekilde devam ediyor ama eskiden olduğum gibi çook büyük isyan hissetmiyorum, nedendir bilinmez. He herşeyin düzeleceğine hala inanıyor muyum çocukluğumdaki gibi, yooo hiç inanmıyorum. Hatta hiçbirşey düzelmeyecek ve herşey böyle kötü gidecekmiş gibi geliyor ama işin garibi bunu kabullenmişim sanırım - ki babam dışında hepsi için Cem Yılmaz'ın meşhur Kasımpaşa'lı sözü geliyor aklıma.
Miniğim, kızım, kuzucum, yaşam kaynağım... İyi ki varsın.. Herkesin bunu tatmasını dilerim...
Kendi nazarım bile değiyorken, tütütüt maşallah allah nazarlardan saklasın *.
Hadi bakalım Sibel, saati bu gece de 4 ettin, umarım uyuyabilirsin...
*Din ile olan imtihanıma daha sonra bir ara değinebilirim.
sibelemektup
6 Aralık 2015 Pazar
2 Şubat 2015 Pazartesi
Yeniden merhaba,
Hayatımın minik ışığı, geleceğim, herşeyim minik Ülkü'mü Cuma günü görmeye gittik. Bir saat beklemiş olmamıza rağmen benden beklenmeyecek kadar sabırla ve anlayışla sıranın bana gelmesini bekledim- ablamın bize yetişmesini istememin de buna etkisi vardır muhakkak :)
Vee sonuç...
Kızım ilk kez yüzünü bize gösterdi :) İnanılmaz birşeydi.. Sanırım koca gün kendime gelemedim. O kadar heyecanlandım ki günlerce yolda gördüğüm insanlara bile bu resmi göstermek ve tüm günü anlatmamak için kendimi zor tuttum :) Hala bile resmi gösterip anlatmak istiyorum desem yalan olmaz.
Bir de kıskançlık mıdır, merak mıdır, sahiplenme midir nedir bilemedim ama çok saçma bir şekilde kendi bebekliğime benzettim :) Doktor da ben de hep zaten sana benzediğini söylüyordum, dedi ve ardından ekledi "gerçi ben taraf tutuyor olabilirim hep annelere benzediğini düşünüyorum zaten" :)
Bilemiyorum, bir yandan da "inşallah bana benzer" diye içimden geçirirken bir yandan da "aman sağlıklı olsun da kime benzerse benzesin" diyorum ama :) işte...
Doktora gittiğimizde 29 hafta 6 günlüktü ve yine tıpkı önceki gibi, kızımın kafacığı kocaman:) başı 31 hafta, gövdesi 30 hafta ve bacakları da 29 hafta ile uyumlu :) boyu 36 cm ve kilosu da 1,58 gr. Son bir ayda 665 gr almış. Bu ay içerisinde aldığım anî 2,5 kiloyu açıklıyordur umarım. Durmadan ne kadar çok kilo aldım diye şikayet ediyorum da ablamı çok kötü kızdırıyorum :) o da sağolsun sabrediyor ve hiç sesini çıkarmıyor.
Ondan hiç bahsetmedim di mi? Benim ablam tüm çocukluğumun kahramanı idi ve hep onun gibi olmak istemişimdir. Benden 8 yaş büyük olduğu için hep ona özenmiş ve hareketlerini taklit etmiştim.
Belki de yine özendim ya da sayesinde çocuk düşünmeye başladım. Bir sene önce hayatımıza giren oğlu Ali Efe'nin daha pirinç kadarkenki varlığı bile bana çocuk düşündürmeye başlamıştı ve şu anda onların sayesinde belki de ben de kızımı bekliyorum.
Hayatımızı toptan değiştiren bu çirkinlikler (bizim oralarda çirkin diye severler; nazar değmesin diye :) ) herşeyi baştan sorgulamaya, düşünmeye ve eleştirmeye sebep oldular. Bilmiyorum hormonlarım mı ama haber izleyemiyorum, hiç dayanamıyorum hemen kalbim hızlı çarpmaya başlıyor (belki Atv, Trt, Kanal 24, vb kanalları değil de gerçekleri takip etmeye çalıştığım için kalbim kaldıramıyor olabilir) ve herşeyden uzaklaşıp annem ve ablamın yanına sığınmak istiyorum. Huzur bulduğum, sevgiyi korumacılığı hissettiğim ve şanslı olduğumu hissettiğim yer orası. Ve hep derlerdi de inanmazdım "anne olunca anlayacaksın", gerçekten de öyle oluyormuş. Hep ablamın hem de annemin ne kadar kutsal ne kadar inanılmaz varlıklar olduklarını her geçen gün daha iyi anlayıp kendimi onların yanında daha da değersiz hissediyorum. İnanılmaz iyilik dolu kalpleri, düşünceli hareketleri ve iyi niyetleri beni adeta utandırıyor ve nasıl onlar kadar iyi olamıyorum diye sorguluyorken buluyorum kendimi. Onlara duyduğum minnettarlık ve hayranlık onlara arzu ettikleri hayatı veremediğim için beni eziyor; keşke çoook param olsa istedikleri herşeyi ayaklarına serebilsem diyorum. Sanki onlara verebileceğim tek şey bu imiş gibi. Çünkü ne yapsam haklarını ödeyemem ne yapsam, onlara karşılığını veremem gibi geliyor. He maddiyat mıdır onları tatmin edecek şey diye düşünebilirsin; tabii ki asla değil. Sadece elimden birşey gelememesi ve hayatlarında bir değişiklik yaratamıyor olmanın verdiği bir suçluluk duygusu belki de.. Suçluluk demek de ne kadar doğru bilemiyorum, sadece olmayanı verebilmek ve onları sevindirebilmeyi çok isterdim...
Neyse duygusala bağladım gene :) her an herşeye bir anda ağlayabilme güdüsüne sahip olarak bu kadar duygusallığa boğulmamam lazım.
Aaa aklıma gelmişken ablam, abim ve benim bir fotoğrafımız var, onu bulmayı deneyeyim.
En çok sevdiğim fotoğrafları ekledim. İlk başta güzeller güzeli annemin gençliği. Ardından benim küçüklüğüm, ablamla ben, annem abim ben, dedemle fotoğrafımız, ardından bebeklik arkadaşım can dostum Özge ile ben, sonra abimin sünnetinden foto, ardından üç kardeş ve finalde gelinlikli ben... Ve en sonda ise annemin doğduğum gün doğduğum saati yazıp sakladığı ÜLKÜ TAKVİMİ yaprağı.. Kızımın adı, Mustafa Kemal'in manevi kızının adı.. Ben de kızım için aldım 2015 ÜLKÜ TAKVİMİ'ni. Kısmetse ben de doğduğu saati, boyunu kilosunu yazacağım kuzumun.
İlk başlarda tüm benliğimi kaplayan korku ve endişe yavaş yavaş yerini sakin, heyecanlı ve mutlu bir bekleyişe bırakıyor. Kızımı kollarıma alacağım günü iple çekiyorum.
Ah o tekmeleri, hareketleri yok mu? Karnıma bakınca gördüğüm hareketleri. İşte beni benden alan, tüm beyin fonksiyonlarımı değiştiren o hareketler oldu. Garip ve anlayamadığm bir şekilde seni çok seviyorum kızım.
Sağlıklı, mutlu, huzurlu, şanslı, sevdiklerinle dopdolu bir ömür diliyorum sana. Herşey hep gönlünce olur dilerim.
AKLIMDAKİ SORU:
Modern annelerin hepsi hamileliklerinde normal hayatlarında dinlemedikleri kadar klasik müzik dinletiyorlar yavrularına. Bense normalde dinlerken hamileliğimde garip bir şekilde hiç sevemedim klasik müziği ve bana işkenceye dönüştü.
Geçtiğimiz günlerde bu müzikleri dinlerken buldum kendimi :) inşallah ona kötülük yapmıyorumdur...
Hayatımın minik ışığı, geleceğim, herşeyim minik Ülkü'mü Cuma günü görmeye gittik. Bir saat beklemiş olmamıza rağmen benden beklenmeyecek kadar sabırla ve anlayışla sıranın bana gelmesini bekledim- ablamın bize yetişmesini istememin de buna etkisi vardır muhakkak :)
Vee sonuç...
Kızım ilk kez yüzünü bize gösterdi :) İnanılmaz birşeydi.. Sanırım koca gün kendime gelemedim. O kadar heyecanlandım ki günlerce yolda gördüğüm insanlara bile bu resmi göstermek ve tüm günü anlatmamak için kendimi zor tuttum :) Hala bile resmi gösterip anlatmak istiyorum desem yalan olmaz.
Bir de kıskançlık mıdır, merak mıdır, sahiplenme midir nedir bilemedim ama çok saçma bir şekilde kendi bebekliğime benzettim :) Doktor da ben de hep zaten sana benzediğini söylüyordum, dedi ve ardından ekledi "gerçi ben taraf tutuyor olabilirim hep annelere benzediğini düşünüyorum zaten" :)
Bilemiyorum, bir yandan da "inşallah bana benzer" diye içimden geçirirken bir yandan da "aman sağlıklı olsun da kime benzerse benzesin" diyorum ama :) işte...
Doktora gittiğimizde 29 hafta 6 günlüktü ve yine tıpkı önceki gibi, kızımın kafacığı kocaman:) başı 31 hafta, gövdesi 30 hafta ve bacakları da 29 hafta ile uyumlu :) boyu 36 cm ve kilosu da 1,58 gr. Son bir ayda 665 gr almış. Bu ay içerisinde aldığım anî 2,5 kiloyu açıklıyordur umarım. Durmadan ne kadar çok kilo aldım diye şikayet ediyorum da ablamı çok kötü kızdırıyorum :) o da sağolsun sabrediyor ve hiç sesini çıkarmıyor.
Ondan hiç bahsetmedim di mi? Benim ablam tüm çocukluğumun kahramanı idi ve hep onun gibi olmak istemişimdir. Benden 8 yaş büyük olduğu için hep ona özenmiş ve hareketlerini taklit etmiştim.
Belki de yine özendim ya da sayesinde çocuk düşünmeye başladım. Bir sene önce hayatımıza giren oğlu Ali Efe'nin daha pirinç kadarkenki varlığı bile bana çocuk düşündürmeye başlamıştı ve şu anda onların sayesinde belki de ben de kızımı bekliyorum.
Hayatımızı toptan değiştiren bu çirkinlikler (bizim oralarda çirkin diye severler; nazar değmesin diye :) ) herşeyi baştan sorgulamaya, düşünmeye ve eleştirmeye sebep oldular. Bilmiyorum hormonlarım mı ama haber izleyemiyorum, hiç dayanamıyorum hemen kalbim hızlı çarpmaya başlıyor (belki Atv, Trt, Kanal 24, vb kanalları değil de gerçekleri takip etmeye çalıştığım için kalbim kaldıramıyor olabilir) ve herşeyden uzaklaşıp annem ve ablamın yanına sığınmak istiyorum. Huzur bulduğum, sevgiyi korumacılığı hissettiğim ve şanslı olduğumu hissettiğim yer orası. Ve hep derlerdi de inanmazdım "anne olunca anlayacaksın", gerçekten de öyle oluyormuş. Hep ablamın hem de annemin ne kadar kutsal ne kadar inanılmaz varlıklar olduklarını her geçen gün daha iyi anlayıp kendimi onların yanında daha da değersiz hissediyorum. İnanılmaz iyilik dolu kalpleri, düşünceli hareketleri ve iyi niyetleri beni adeta utandırıyor ve nasıl onlar kadar iyi olamıyorum diye sorguluyorken buluyorum kendimi. Onlara duyduğum minnettarlık ve hayranlık onlara arzu ettikleri hayatı veremediğim için beni eziyor; keşke çoook param olsa istedikleri herşeyi ayaklarına serebilsem diyorum. Sanki onlara verebileceğim tek şey bu imiş gibi. Çünkü ne yapsam haklarını ödeyemem ne yapsam, onlara karşılığını veremem gibi geliyor. He maddiyat mıdır onları tatmin edecek şey diye düşünebilirsin; tabii ki asla değil. Sadece elimden birşey gelememesi ve hayatlarında bir değişiklik yaratamıyor olmanın verdiği bir suçluluk duygusu belki de.. Suçluluk demek de ne kadar doğru bilemiyorum, sadece olmayanı verebilmek ve onları sevindirebilmeyi çok isterdim...
Neyse duygusala bağladım gene :) her an herşeye bir anda ağlayabilme güdüsüne sahip olarak bu kadar duygusallığa boğulmamam lazım.
Aaa aklıma gelmişken ablam, abim ve benim bir fotoğrafımız var, onu bulmayı deneyeyim.
En çok sevdiğim fotoğrafları ekledim. İlk başta güzeller güzeli annemin gençliği. Ardından benim küçüklüğüm, ablamla ben, annem abim ben, dedemle fotoğrafımız, ardından bebeklik arkadaşım can dostum Özge ile ben, sonra abimin sünnetinden foto, ardından üç kardeş ve finalde gelinlikli ben... Ve en sonda ise annemin doğduğum gün doğduğum saati yazıp sakladığı ÜLKÜ TAKVİMİ yaprağı.. Kızımın adı, Mustafa Kemal'in manevi kızının adı.. Ben de kızım için aldım 2015 ÜLKÜ TAKVİMİ'ni. Kısmetse ben de doğduğu saati, boyunu kilosunu yazacağım kuzumun.
İlk başlarda tüm benliğimi kaplayan korku ve endişe yavaş yavaş yerini sakin, heyecanlı ve mutlu bir bekleyişe bırakıyor. Kızımı kollarıma alacağım günü iple çekiyorum.
Ah o tekmeleri, hareketleri yok mu? Karnıma bakınca gördüğüm hareketleri. İşte beni benden alan, tüm beyin fonksiyonlarımı değiştiren o hareketler oldu. Garip ve anlayamadığm bir şekilde seni çok seviyorum kızım.
Sağlıklı, mutlu, huzurlu, şanslı, sevdiklerinle dopdolu bir ömür diliyorum sana. Herşey hep gönlünce olur dilerim.
AKLIMDAKİ SORU:
Modern annelerin hepsi hamileliklerinde normal hayatlarında dinlemedikleri kadar klasik müzik dinletiyorlar yavrularına. Bense normalde dinlerken hamileliğimde garip bir şekilde hiç sevemedim klasik müziği ve bana işkenceye dönüştü.
Geçtiğimiz günlerde bu müzikleri dinlerken buldum kendimi :) inşallah ona kötülük yapmıyorumdur...
15 Aralık 2014 Pazartesi
Merhaba bugün,
Uzun zaman oldu aslında yazmayalı, aklıma da çok kez hadi yazayım düşüncesi geldiyse de yazamadım; bir nedenden hep geri çektim kendimi. Belki de çok keyfim yok son zamanlarda diye. Bebeğimi kötü etkilediğim düşüncesi bile canımı sıkmaya yeterken bunları kelimelere döküp aktarmak belki de suçumu kanıtlıyor gibi hissettirdi sanırım.
Saat 16.45 ve hava karardı. Bugün de dışarı çıkamadım. Hastalandığım için bir iki gün çıkmayayım demiştim sonra alışkanlık gibi oldu ve bu durum canımı sıkıyor. Geceleri uyuyamadığım için ve gündüz de geç kalkıp zorla kahvaltı ettiğim için o saatten sonra da canım pek dışarı çıkmak istemiyor. Yapılacak işlerim var ama bir türlü kendime motivasyonu sağlayamıyorum.
2013 Ocak ayında öğrendiğimiz babamın kanseri ikinci tekrarını yapmıştı ve (ikinci tedavisi) 5-6 ay devam eden kemoterapi yanlış hatırlamıyorsam Temmuz gibi sona ermişti. Sonrasında aylık kontroller, tetkiler, PET çekimi vs derken babam tıpkı geçen sene hissettiği ve ağrısıyla babamın canını çok yakan boynundaki kitleyle kontrole gitti. Doktor önce önemsemek istememiş ama babam ısrar edince bakmış ve tomografi vermiş. Zaten verilen tomografi tarihini bekle, çektir, sonucu bekle, sonucu al doktoraya göstermeye çalış. Sadece bu süreç bile bir ayı buluyor zaman zaman. Bu arada doktoru babama (benim sonradan öğrendiğim şekliyle) aynı tedaviyi yeniden uygulayamayız ama bakalım deyip tomografi çektirelim demiş. (Ben ilk duyduğumda hemen yeni bitmiş kemoterapi üzerinde yeniden yapamayız dedi diye anlamıştım, bilmiyorum ben üzülmeyeyim diye mi bu şekilde söylediler yoksa gerçeği mi bu bir fikrim yok ama duyduğumda çok moralim bozuldu.) Değişim için Van'a giden doktorumuzun yerine başka yerden geçici olarak bir doktor sonuçlara baktı. Boynunda 4 cm çapında lenfte kitle...
Değişik, önceki ikisinden farklı bir kemoterapi verdi, 3 gün ard arda sabah 9 akşam 8 gibi bir tempoyla ilk kürü aldı (kür demek doğru mu bilmiyorum; tamamı mı bir kür yoksa ilk alınan bu üç günlük mü net birşey söylenmiyor her zamanki gibi). Sonraki hafta bir gün, sonraki hafta bir gün şeklinde 3 oldu bugün tek günlükleri alıyor. Her kemoterapi sonrası olduğu gibi oldukça yorgun ve bitkin hissediyor kendini.
Bense evvelsi hafta başlayan üşütmemi bir türlü atlamadığım için (üzerine düzensiz uyku ve iyi beslenmem de var) görüşemedik babamla... ama senelerdir ablamla ve abimle yaptığı benimse çalıştığım için ikimizin bir türlü gerçekleştiremediği beraber yemek yeme planlarımızı işten ayrıldığımda "işte fırsat! bol bol buluşur gezeriz" cümlesiyle sevinçle karşılamamın üzerinden 2 ay geçti neredeyse ama babama sadece biz kez (evine) gidebildim; dışardaysa hiç buluşup bahsettiğimiz yerlere gidemedik. Bebek geldikten sonra gene hiç gidemeyeceğiz.
Uzun yıllar süren uzak durma, görüşmeme, ardından kanser olayı ve telafi etmeye çalışma ama yoğun tempodan yanında olamama; şimdiyse vaktimin olmasına rağmen durumum dolayısıyla (hem çok etkilendiğim ve üzüldüğüm hem de onların da ben yorulmamamam için beni uzak tutmaya çalışmaları sonucunda) pek yanında olamıyor olmam... Yine gözlerim doldu bile yazarken :) Çok ağlak bir insan oldum :) zaten duygusaldım şimdi iyice dengem bozuldu sanki.
Bugün yine vardı dediğim gibi kemoterapisi ama gitmek istemiyorum. Nedense canım istemiyor. Hamilelikten mi, işten ayrıldıktan sonra düzenimi toparlayamamaktan mı bilmiyorum iki haftadır neşemin ve sevincimin yerini biraz karamsarlık aldı. Birçok etken de vardır herhalde bilemiyorum. Şeker yüklemesi tartışmaları da muhakkak ki moralimi bozdu ve kafamı karıştırdı ama tam olarak neler oluyor bilmiyorum. Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum :D
Kendimi umutlu hissettiğim tek an bebeğimi düşündüğüm an, bu değişmeyen tek gerçeğim. Karnımda kelebekleri hissettiğim anlar.
Kendime NOT: Bir dahaki yazdığımda da MAC aşkımdan bahsederim belki. Rüyalarıma giren beyaz kelebeğim sık sık bana hatırlatıyor geçmişi :) Mac maceralarımı yazmak eglenceli olabilir :D resimleri de eklerim şöyle tatlı eğlenceli bir yazı olur
İçimi dökmek istediğim çok konu var, ama diğer konularda olduğu gibi kendimi bilgisayarın başına oturacak motivasyonumu sağlamam gerekiyor.
Umarım başarabilirim.
NOT: Bugün 23. Hafta 2. gündeyiz.. Yolun yarısından fazlasını aldık. Hakkımızda hayırlısı :)
Sib
Uzun zaman oldu aslında yazmayalı, aklıma da çok kez hadi yazayım düşüncesi geldiyse de yazamadım; bir nedenden hep geri çektim kendimi. Belki de çok keyfim yok son zamanlarda diye. Bebeğimi kötü etkilediğim düşüncesi bile canımı sıkmaya yeterken bunları kelimelere döküp aktarmak belki de suçumu kanıtlıyor gibi hissettirdi sanırım.
Saat 16.45 ve hava karardı. Bugün de dışarı çıkamadım. Hastalandığım için bir iki gün çıkmayayım demiştim sonra alışkanlık gibi oldu ve bu durum canımı sıkıyor. Geceleri uyuyamadığım için ve gündüz de geç kalkıp zorla kahvaltı ettiğim için o saatten sonra da canım pek dışarı çıkmak istemiyor. Yapılacak işlerim var ama bir türlü kendime motivasyonu sağlayamıyorum.
2013 Ocak ayında öğrendiğimiz babamın kanseri ikinci tekrarını yapmıştı ve (ikinci tedavisi) 5-6 ay devam eden kemoterapi yanlış hatırlamıyorsam Temmuz gibi sona ermişti. Sonrasında aylık kontroller, tetkiler, PET çekimi vs derken babam tıpkı geçen sene hissettiği ve ağrısıyla babamın canını çok yakan boynundaki kitleyle kontrole gitti. Doktor önce önemsemek istememiş ama babam ısrar edince bakmış ve tomografi vermiş. Zaten verilen tomografi tarihini bekle, çektir, sonucu bekle, sonucu al doktoraya göstermeye çalış. Sadece bu süreç bile bir ayı buluyor zaman zaman. Bu arada doktoru babama (benim sonradan öğrendiğim şekliyle) aynı tedaviyi yeniden uygulayamayız ama bakalım deyip tomografi çektirelim demiş. (Ben ilk duyduğumda hemen yeni bitmiş kemoterapi üzerinde yeniden yapamayız dedi diye anlamıştım, bilmiyorum ben üzülmeyeyim diye mi bu şekilde söylediler yoksa gerçeği mi bu bir fikrim yok ama duyduğumda çok moralim bozuldu.) Değişim için Van'a giden doktorumuzun yerine başka yerden geçici olarak bir doktor sonuçlara baktı. Boynunda 4 cm çapında lenfte kitle...
Değişik, önceki ikisinden farklı bir kemoterapi verdi, 3 gün ard arda sabah 9 akşam 8 gibi bir tempoyla ilk kürü aldı (kür demek doğru mu bilmiyorum; tamamı mı bir kür yoksa ilk alınan bu üç günlük mü net birşey söylenmiyor her zamanki gibi). Sonraki hafta bir gün, sonraki hafta bir gün şeklinde 3 oldu bugün tek günlükleri alıyor. Her kemoterapi sonrası olduğu gibi oldukça yorgun ve bitkin hissediyor kendini.
Bense evvelsi hafta başlayan üşütmemi bir türlü atlamadığım için (üzerine düzensiz uyku ve iyi beslenmem de var) görüşemedik babamla... ama senelerdir ablamla ve abimle yaptığı benimse çalıştığım için ikimizin bir türlü gerçekleştiremediği beraber yemek yeme planlarımızı işten ayrıldığımda "işte fırsat! bol bol buluşur gezeriz" cümlesiyle sevinçle karşılamamın üzerinden 2 ay geçti neredeyse ama babama sadece biz kez (evine) gidebildim; dışardaysa hiç buluşup bahsettiğimiz yerlere gidemedik. Bebek geldikten sonra gene hiç gidemeyeceğiz.
Uzun yıllar süren uzak durma, görüşmeme, ardından kanser olayı ve telafi etmeye çalışma ama yoğun tempodan yanında olamama; şimdiyse vaktimin olmasına rağmen durumum dolayısıyla (hem çok etkilendiğim ve üzüldüğüm hem de onların da ben yorulmamamam için beni uzak tutmaya çalışmaları sonucunda) pek yanında olamıyor olmam... Yine gözlerim doldu bile yazarken :) Çok ağlak bir insan oldum :) zaten duygusaldım şimdi iyice dengem bozuldu sanki.
Bugün yine vardı dediğim gibi kemoterapisi ama gitmek istemiyorum. Nedense canım istemiyor. Hamilelikten mi, işten ayrıldıktan sonra düzenimi toparlayamamaktan mı bilmiyorum iki haftadır neşemin ve sevincimin yerini biraz karamsarlık aldı. Birçok etken de vardır herhalde bilemiyorum. Şeker yüklemesi tartışmaları da muhakkak ki moralimi bozdu ve kafamı karıştırdı ama tam olarak neler oluyor bilmiyorum. Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum :D
Kendimi umutlu hissettiğim tek an bebeğimi düşündüğüm an, bu değişmeyen tek gerçeğim. Karnımda kelebekleri hissettiğim anlar.
Kendime NOT: Bir dahaki yazdığımda da MAC aşkımdan bahsederim belki. Rüyalarıma giren beyaz kelebeğim sık sık bana hatırlatıyor geçmişi :) Mac maceralarımı yazmak eglenceli olabilir :D resimleri de eklerim şöyle tatlı eğlenceli bir yazı olur
İçimi dökmek istediğim çok konu var, ama diğer konularda olduğu gibi kendimi bilgisayarın başına oturacak motivasyonumu sağlamam gerekiyor.
Umarım başarabilirim.
NOT: Bugün 23. Hafta 2. gündeyiz.. Yolun yarısından fazlasını aldık. Hakkımızda hayırlısı :)
Sib
28 Kasım 2014 Cuma
Uzuun bir aradan sonra yeniden merhaba.. En başından beri, eşimin ısrar ve telkinlerini dinlemeyerek buna başlamadım ancak akşam bebişimin tekmelerini ellerimle de hissedince bu seferki önerisini göz ardı edemedim ve hamileliğimin 20. hafta 5. gününde yazmaya karar verdim.. Eşimin çıkış noktası da ilk öğrendiğimizde kaç mm sorusuna yanıt veremememdi.. Bunu hatırlayamama ben de çok şaşırdım. Nasıl hatırlayamam ki?! ...
Ve hala hatırlamıyorum. Bu durumda belki de en başından dediği şekilde yazmam en doğrusu idi. "Ama artık çok geç" dediğimde de hiç bir şey için geç olmadığını hatırlattı bana.
Geçtiğimiz haftadan bu yana tekme ve hareketlerini hissedebiliyorum ancak his gittikçe güçlendi ve artık 25 cm olan kızımın güçlü tekmelerini ellerim ile hissedebiliyorum ve akşam bu beni öyle heyecanlandırdı ki.. :) İnanılmaz idi..
Geçtiğimiz Cumartesi çok yorulduğum günün ardından beni biraz korkutan bir olay yaşadım ve kontrol randevumu öne çekerek Çarşamba günü 5. ayda yapılan her zamanki rutin kontrollerden olan ayrıntılı ultrasonografimizi yaptırdık..
Ve hala hatırlamıyorum. Bu durumda belki de en başından dediği şekilde yazmam en doğrusu idi. "Ama artık çok geç" dediğimde de hiç bir şey için geç olmadığını hatırlattı bana.
Geçtiğimiz haftadan bu yana tekme ve hareketlerini hissedebiliyorum ancak his gittikçe güçlendi ve artık 25 cm olan kızımın güçlü tekmelerini ellerim ile hissedebiliyorum ve akşam bu beni öyle heyecanlandırdı ki.. :) İnanılmaz idi..
Geçtiğimiz Cumartesi çok yorulduğum günün ardından beni biraz korkutan bir olay yaşadım ve kontrol randevumu öne çekerek Çarşamba günü 5. ayda yapılan her zamanki rutin kontrollerden olan ayrıntılı ultrasonografimizi yaptırdık..
Henüz kime benzediğini çıkaramadığım kızımın ilk fotoğrafı
Doktor bey sağlık durumunu anlatır ve gördüğü sıkıntıyı açıklarken biz olukça gerildik. Aslında ihtimalleri ve gördüklerini anlatıyordu ancak her pimpirikli ebeveyn gibi biz de kötü olasılıkları duymaktan pek hoşlanmadık, dürüst olmalıyım doktor bizi birşeye yönlendirmeye çalışmadı ve birçok konuyu bizlere aktarmaya çalışıyordu ancak bizim tepkimiz pek objektif olamadı, en azından eşiminki.. Ben ablamdan da bildiğim için biraz daha sakin yaklaşıp hızlı bir şekilde konuyu kafamda kapattım ancak eşim çok etkilendi ve çok çok üzüldü -göstermemeye çalıştığı kadar hassas ve duygusal bir adamdır :) . Önce doktorun söylediği sağ böbreğinde su birikintisinin fazla olduğu (normali 3 iken bizim 5,5 birim) idi ve bu da Down Sendromu riskini gösteren 20 kadar etkenden biri imiş ancak bu durum yüksek ihtimalle doğuma kadar, doğuma kadar düzelmediyse de doğumdan kısa bir süre sonra %80 oranında tamamen ortadan kalkarmış ve takip edildiği ve gerekli tedaviler uygulandığında da sonrasında atlatılabilecek bir durummuş. Dilersek sendromu araştıran yeni keşfedilmiş bir kan testi ve onun sonucuna göre de amniyosentez önerebileceğini belirtti - ama bunlar eğer biz risk değil gerçekleri konuşmak istiyorsak uyguanabilecek çözümler şeklinde bunun açıklamasını da yaptı kendisi.
Dün de bu sonuçlarla kendi doktorumuza gittik ve elimizdekileri gösterdik ve bize açıklarken sol böbreğin damar kalınlığı olarak durumdan bahsetti ve maksimum değerin 4 olmasına rağmen bizimkinin 5,5 olmasının çok önemli ve tehlikeli olmadığını, muhtemelen iyileşeceğini ve tek bulgunun sendromu güçlendirmediği için amniyosentezi kesinlikle önermediğini söyledi. İstiyorsak sonucu kesin olmayan kan testini yapabilirmişiz.. Bense bunu da istemediğimi söyledim.
Kararım bu. Bu araştırma ve testleri yaptırmak istemiyorum.
Bebeğimin varlığını çok ters bir zamanda ve henüz bir aylıkken öğrendim ve çok garip bir şekilde hayatımı hem ürktüğüm hem de heyecanlandığım şekilde değiştiriyor sanki. Hem bana ümit veriyor hem korku, bana hem gelecek vadediyor hem de belirsizlik. Kesin olan tek birşey var ki o da hayatımın tamamen değişeceği... Ne yalan söyleyeyim bu zaten tek başına beni mutlu ediyor :)
Bana böyle böyle olacak deseler hayatta inanmazdım ancak bana çok garip gelen bir şekilde bebeğim biricik kızım beni hayat için heyecanlandırıyor ve şimdiden hayatıma kattığı değişiklikler bile bana inanılmaz geliyor.
Çok kırılıp üzüldüğüm, hayal kırıklığına uğradığım şekilde eski iş yerim ile yollarımız ayrıldı. Süreç çok zor oldu; çok ağladım, çok yıprandım. Fakat sonuca bakınca kızım ve benim için hayırlısı olmuş çünkü hem o zorlu şartlardan hem de beni ve hayatımı zehirleyen koşul ve insanlardan uzaklamamı sağlamış oldu. Sanki bir şekilde bir büyü yapıyor ve benim için iyi olanın olmasını sağlıyor gibi geliyor.
Bilemiyorum, neler olduğunu çok sağlıklı bir şekilde idrak ettiğimi söyleyemem ancak bu yılbaşı ve önümüzdeki doğumgünüm benim için hem bir ilk hem de bir son; hem yeni bir başlangıca merhaba hem de eski hayatıma elveda.
Nisan'ı iple çekiyorum.
Sevgilerimle
Sibel
(28 Kasım 2014, Cuma)
16 Haziran 2014 Pazartesi
Dear Today,
Today, a dear friend (suggested that he is only a person who's passing by) told me to live my life without questions and not caring what other people thinks.. He said that when something happens to me I should say "try me" instead of "why me"... I don't know if this is something that he made up but this was new and unexpected for me. It made me confused... If made me question many things going on in my life. The other thing he said that I should learn to say "NO". This, I heard before but never hit me like this - I don't know maybe this is because that he also told me to live like I have 1.000.000 USD :) I should be walking on the street with a confidence that I have 1 billion dollars.
In just a short time like an hour, he said many things that hit me. Now, it gets clearer. I should learn to protect myself and learn to say NO, I should be grateful for every second I'm living... I should learn to appreciate myself... I should learn to have faith in me -not someone else, not necessarily a god but in me...
This person I only know for three months's thought me a really important and meaningful lesson today. To love myself. Everybody says the same thing but what matters is how you put it into the words, how you express.
Now I appreciate another thing, having someone like him in my life as a friend.
Farewell today, see you tomorrow.
Sib
Today, a dear friend (suggested that he is only a person who's passing by) told me to live my life without questions and not caring what other people thinks.. He said that when something happens to me I should say "try me" instead of "why me"... I don't know if this is something that he made up but this was new and unexpected for me. It made me confused... If made me question many things going on in my life. The other thing he said that I should learn to say "NO". This, I heard before but never hit me like this - I don't know maybe this is because that he also told me to live like I have 1.000.000 USD :) I should be walking on the street with a confidence that I have 1 billion dollars.
In just a short time like an hour, he said many things that hit me. Now, it gets clearer. I should learn to protect myself and learn to say NO, I should be grateful for every second I'm living... I should learn to appreciate myself... I should learn to have faith in me -not someone else, not necessarily a god but in me...
This person I only know for three months's thought me a really important and meaningful lesson today. To love myself. Everybody says the same thing but what matters is how you put it into the words, how you express.
Now I appreciate another thing, having someone like him in my life as a friend.
Farewell today, see you tomorrow.
Sib
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
.jpg)